Arkeolojik Alanlar

Troya


Çanakkale’nin 25 km güneybatısında Tevfikiye Köyü’nün bitişiğinde yer almaktadır. Arkeolojik veriler, burada ilk yerleşimin MÖ 3000 civarında başladığını göstermektedir. MS 13. yüzyıla kadar yerleşimin devam ettiği Troya, günümüzde üst üste on ayrı yerleşim katının oluşturduğu bir höyük görünümündedir. Stratejik konumu nedeniyle binlerce yıl yerleşim görmüş, deniz ticaretinde oynadığı rolle gelişmiş, zenginleşmiş, pek çok yıkım ve savaşa tanıklık etmiş olan Troya, önemini yakın dönemlere kadar korumuştur.

Troya, tarihsel gerçekliğinin yanında Homeros’un ‘İlyada’ destanıyla ünlenmiş ve bütünleşmiştir. Homeros’un ‘İlyada’ ve ‘Odessa’ destanları, Batı uygarlığının ilk edebi eserleri olarak kabul edilmektedir. UNESCO’nun 1998 yılında Dünya Kültür Mirası Listesi’ne aldığı Troya Antik Kenti’ndeki kazılar, Prof. Dr. Rüstem Aslan başkanlığında devam etmektedir. Rotanın başlangıç etaplarının da yer aldığı Troya ve çevresindeki 12 km çapındaki alan 1996 yılında Milli Park statüsü kazandı ve koruma altına alındı.

Apollon Smintheus (Smintheion)


Apollon Smintheus Kutsal Alanı, Gülpınar’ın, su yönünden zengin olan Bahçeleriçi mevkiinde yer almaktadır. Kutsal Alan’da (Smintheion) sürdürülen arkeolojik kazı çalışmaları sırasında, MÖ 5000 civarına tarihlenen bir prehistorik yerleşime ait kalıntılar tespit edilmiştir. Anadolu mimarlık tarihinde özgün bir kimliğe sahip olan Kutsal Alanın, MÖ 2. yüzyıl ortalarında inşa edildiği düşünülmektedir. Smintheion Kutsal Alanı, eski çağlarda Troas’ın önemli kült merkezlerinden birisidir. Tanrı Apollon’un fare (sminthos) vasfı ile tanınması, ilk kez Troas bölgesinde karşımıza çıkmaktadır. Tanrının Troas bölgesinde onurlandırılmasını, öncelikle Homeros’un İlyada Destanı’ndaki “Leto ile Zeus’un oğlu Apollon, güzel saçlı Leto’nun doğurduğu” anlatımından ve Akhilleus’un büyük öfkesine neden olan olaylardan öğrenmekteyiz. Apollon kültünün doğuşunda tarla farelerinin verdikleri zararların ve getirdikleri felaketlerin büyük payı vardır. Apollon güçlü kralları, halklarına karşı yaptıkları haksızlıklardan ötürü farelerle yayılan veba salgınlarıyla cezalandırmış, hakkın ve adaletin yeniden oluşmasına aracı olmuştur. 1980 yılında başlayan arkeolojik kazı çalışmaları, günümüzde Prof. Dr. Coşkun Özgünel başkanlığında devam etmektedir.

Aleksandria Troas


Sezar ve Konstantinus dönemlerinde Roma İmparatorluğu’nun başkenti olması düşünülen Aleksandria Troas, bu onuru İstanbul’a kaptırmış. Taşlarının gemilerle taşınarak İstanbul’daki pek çok kamusal yapıda kullanılması nedeniyle “Eski İstanbul” olarak da anılmaktadır. Büyük İskender’in komutanlarından Antigonos tarafından, MÖ 310 yılında kurulan kent, antik limanının 1,5 km kadar güney doğusunda bulunmaktadır. İlk zamanlar, çevredeki Gargara, Hamaxitos, Kebren, Kolonai, Larisa, Neandria ve Skepsis kentleri Aleksandria Troas’a hizmet etmeye başlamıştır. Ancak zaman içinde, küçük ve zayıf kentlerin birleşerek güçlenmesini sağlamak amacıyla bu kentler boşaltılarak, halkı Aleksandria Troas’a göç ettirilmiştir. Kentin nüfusunun böylece 100 bine kadar ulaştığı tahmin edilmektedir.

Karamenderes (Skamander)


Kaz Dağları’nın doruklarından süzülen yağmur ve kar sularını taşıyan derelerin oluşturduğu Karamenderes Irmağı, Çanakkale Boğazı’nın Anadolu yakasında delta oluşturarak Çanakkale Boğazı’na dökülmektedir. Homeros destanlarında adı geçen birçok bitki ve hayvan türünü burada görmek mümkündür. İlyada’da bahsi geçen birçok savaş sahnesi Karamenderes Irmağı’nın çevresinde yaşanmıştır. Yapılan araştırmalar, günümüzden 5000 yıl önce Troya’nın denize kıyısı olduğunu göstermektedir. Karamenderes Irmağı ve Dümrek Çayı’nın taşkınları yüzyıllar içerisinde denizi doldurduğundan Troya doğal liman özelliğini yitirmiştir.

Assos


Troas Bölgesi’nin güney kıyısında yer alan Assos, denizden yaklaşık 234 m yüksekliğinde, andezit kayalık bir tepe üzerine kurulmuştur. Assos’un ilk sakinlerinin kimler olduğu tam olarak bilinmemekle beraber, İlk Tunç Çağı’ndan beri yerleşim olduğu bilinmektedir. Arkeolojik verilere göre MÖ 7. yüzyıldan itibaren, 10 km uzaktaki Midilli’den (Lesbos) Aiolisli göçmenler Assos’a yerleşmeye başlamıştır. Homeros İlyada destanında güney Troas’ta yaşayan Anadolu’nun yerli halklarından biri olan Leleglerin denizcilik ve korsanlıklarla ünlü olduklarından aktarmaktadır.

Filozof Aristoteles MÖ 347-345 yılları arasında Assos’ta yaşamış, bir felsefe okulu kurmuş ve dersler vermiştir. Aziz Paul(Paulus) da Aleksandria Troas’dan (Dalyan) Lesbos’a (Midilli Adası) doğru yaptığı seyahat sırasında şehri ziyaret etmiştir.

Günümüzde Behramkale – Behramköy adını taşıyan Assos, MÖ 2000’li yıllardan günümüze kadar varlığını kesintisiz sürdüren bir yerleşim yeridir. 1330 yılında Osmanlı topraklarına katılmıştır. Assos’ta Amerikan Arkeoloji Enstitüsü’den J. T. Clarke ve F.H. Bacon tarafından 1881 yılında başlatılan ilk kazı çalışmaları 1883 yılına kadar sürmüştür. Kazılar yüz yıllık aradan sonra, 1981 yılında Prof. Dr. Ümit Serdaroğlu tarafından yeniden başlatılarak 2005 yılındaki ölümüne kadar devam etmiştir. Arkeolojik kazılar 2006 yılından itibaren Prof. Dr. Nurettin Arslan başkanlığında yürütülmektedir. Assos’taki kalıntılar arasında Akropolis’teki Athena Tapınağı, Bizans surları, Hüdavendigar Cami, Akropolis’in eteklerinde Arkaik devirden günümüze kadar iyi korunmuş antik yol ve iki kenarındaki mezarlar, şehir sur duvarları, Gymnasion, Agora, Stoa, Bouleuterion, tiyatro ve kilise sayılabilir. Assos’un en önemli eseri, akropolün en yüksek düzlüğünde MÖ 530 tarihlerinde inşa edilen Athena Tapınağı’dır. Yapı mimarlık tarihi açısından oldukça önemlidir. Anadolu’daki ilk ve tek Arkaik Dönem Dor mimari örneğidir. Adını, Zeus’un kızı ve 12 Olympos tanrısından biri olan Athena’dan alır. Athena şehrin koruyucu tanrıçasıdır.

Günümüzde Assos bölgenin en bilinen turistik yöresidir. Behramkale Köyü özgün yapılarıyla dikkat çekmektedir. Köyün içerisinde, antik limanda ve Kadırga koyunda çok sayıda pansiyon, butik otel, restoran, kafe, hediyelik eşya satıcıları misafirlerini beklemektedir.

Troya Müzesi


Troya Antik Kenti girişinde yer alan müze, 3.000 m2 sergi salonu, 11.200 m2 kapalı inşaat alanına sahiptir. Müze ziyareti rampadan inerken başlamaktadır. Rampanın duvarlarında bulunan nişlerde Troya’nın farklı katmanları; mezar taşları, büyük boy heykeller, sahne canlandırmaları ve büyük boy fotoğraflarla anlatılmaktadır. Müzede Troas bölgesinde yürütülen kazılarda elde edilen buluntular, Troya kent katmanları ve Troya kazı tarihçesi interaktif öğelerle de beslenerek sunulmaktadır. Troya altınları seksiyonu, Roma dönemi heykelleri ve Poliksena Lahdi müzende öne çıkan eserlerden. Troya Müzesi’nin en üstünde yer alan açık teras Çanakkale Boğazı ile Homeros coğrafyasını gözler önüne seriyor. Buradan Troya Milli Parkı’nın ve Kültür Rotası’nın büyüleyici panoramasını da görmeniz mümkün.

Antik Liman (Dalyan)


Dalyan’ın en ilgi çekici yerlerinden birisi kırmızı rengi ve köpürtülmüş gibi görünen kıyılarıyla kırmızı renkli gölüdür. Gölün yoğun tuz oranından dolayı oluşan Dunaliella salina yosununun ürettiği kırmızı pigmentlerden dolayı böyle bir rengi vardır. Köyün meydanından, balıkçı limanının güneyine doğru küçük bir tepeyi aşınca karşınıza çıkıyor. Burası aslında, Aleksandria Troas antik kentinin limanıdır. Günümüzde liman girişinin kumla dolmasıyla küçük bir göl haline gelmiştir. Denizin içerisinde ve gölün etrafında bazı granit sütunları halen görebilirsiniz. Antik Neandria kentinin yakınlarındaki taş ocaklarından çıkarılarak üretilen devasa granit sütunlar, tomruklar üzerinde kaydırılarak bu limana taşınır, buradan gemilerle Suriye’deki Palmira antik kenti, İstanbul, Roma, Vatikan gibi dünyanın önemli birçok kentine buradan gönderilirmiş. Granit sütunlar abide, tapınak ve mezar yapımında sütun ve basamak taşı olarak kullanılırmış. Günümüzden iki bin yıl kadar önce, nasıl üretildikleri ve taşındıkları bizi bugün bile hayrete düşüren bu sütunların bazılarını Yahya Çavuş Köyü (eski adıyla Koçali) yakınındaki antik taş ocağında, antik limanın etrafında ve denizin içerisinde görebilirsiniz. Antik limanın etrafında küçük bir keşif gezisine çıkabilir, piknik yapabilir, antik limandaki sütunların arasından denize girebilir, zamanınız uygunsa günbatımının eşsiz manzarasını seyre dalabilirsiniz.

Hristiyan dünyasının en önemli şahsiyetlerinden Aziz Paul (Paulus), ikinci misyonerlik yolculuğu sırasında, Avrupa topraklarına ilk kez gemi ile bu limandan gitmiş, üçüncü yolculuğunda bu limana gelerek Aleksandria Troas’ta bir hafta konaklamış.

Roma Köprüsü


Kutsal yolun bir parçası da Tuzla Ovası içerisinde kalan Roma köprüsüdür. Köprünün MS 2. yüzyılda yapıldığı düşünülmektedir. Blok taşlardan olan köprünün 93 m’lik bölümü görülmekte olup, 7 m yüksekliğindeki kemer ayaklarının 3-4 m’lik kısmı toprak altında kalmıştır. Tuzla çayının yatak değiştirmesi sonucu, köprü günümüzde tarlaların arasında kalmış, ilginç bir görüntü oluşturmaktadır. Antik dönemde kullanıldığını gösteren taşıt izine rastlanmaması ve mimari ayrıntılar yapının bir dinsel geçit köprüsü olabileceğini ve Apollon kehanetleri için Aleksandria Troas kentinden gelenler tarafından belirli zamanlarda kullanılmış olabileceğini göstermektedir.

Antik Roma Yolu


Troas bölgesi, Roma döneminde antik kentleri birbirine bağlayan yollara, bu yol ağlarını birbirine bağlayan köprülere sahipti. Aleksandria Troas ile Apollon Smintheion arasında bağlantıyı sağlayan yaklaşık 35 km’lik yol, antik dönemde hem işlevsel hem de dini açıdan büyük bir öneme sahipti. Smintheion’da Apollon adına yapılan dini törenlerde, halk Aleksandria Troas’tan çıkıyor, kurbanlık hayvanlar ve hediyelerle birlikte tanrı Apollon’a bu tören yolundan yürüyordu. Kutsal yolun başlangıç kısımları Aleksandria Troas ile Apollon Smintheion kazılarında ortaya çıkartılmış. Apollon Smintheion’da ortaya çıkartılan yolun genişliği 7.20m, açılabilen uzunluğu ise 45 metre civarındadır. Roma yolunun bir kısmınınüzerinde günümüzde de yürünebilmektedir. Yolun bir kısmının ise günümüzde kullanılan otoyolun altında kaldığı bilinmektedir.

Achilleion (Beşik – Yassıtepe)


Adı, “Akhilleus’un Yeri” anlamına gelen bu kenti, Midilli Adası’ndan göçenlerin kurduğu ileri sürülmektedir. Uzun yıllar Troya kazı başkanlığı da yapan Prof. Dr. Manfred Osman Korfmann bir Arkaik Çağ yerleşmesi ile nekropol alanını ortaya çıkarmış, bu kalıntıların olduğu yerin Achilleion olduğunu tespit etmiştir. Burada yürütülen kazılarda ayrıca MÖ 3000’lere (Troya I dönemi) ve Troya Savaşı döneminde denk gelen Son Tunç Çağı, ardından Bizans ve Osmanı dönemine kadar yerleşim izine rastlanmıştır. Akhilleion’un yaklaşık 5 km kuzeyinde, Çanakkale Boğazı’nın hemen girişindeki 1915’te terk edilen Rum köyü Yenişehir’in olduğu yerde bulunan ve Atinalılar tarafından kurulan Sigeion kentiyle girişilen savaşlar sonunda yıkılmış olduğuna inanılmaktadır. Ne yazık ki, I. Dünya Savaşı sırasında Beşike Koyu’nda düşman çıkarma harekâtı olasılığına karşı yapılan askeri tahkimatlar sonucu kent tümüyle yok olmuştur.

Akhilleus Tümülüsü’nde yorgunluk atarken, eşsiz manzarayı seyredebilir, mevsimine göre hemen yakınındaki Papaz Plajı’ndan denize girebilirsiniz.

Ajax Tümülüsü


Kumkale Köyü’nün kuzey tarafında, ovaya inen yolun yamacında görülebilir. Ajax, Homeros’un İlyada’sında geçen Troya savaşının en önemli kahramanlarından birisidir. Salamis Adası’nın kralı Büyük Ajax (Aias) 12 geminin başında Akhalarla birlikte Troya Savaşına katılmıştır. Orduda en uzun boya ve iri bir cüsseye sahip olduğu için Büyük Ajax olarak anılmaktadır. Güç ve cesaret bakımından Akhilleus’tan sonra ordunun ikinci büyük savaşçısıdır. Paris, Akhilleus’u ok ile topuğundan vurup öldürdüğünde, Ajax ok yağmuruna rağmen arkadaşının cesedini sırtlamış ve Akha gemilerinin yanına taşımayı başarmıştır.

Coşkuntepe (Bademli)


Anadolu’nun başka bölgelerinde olduğu gibi Troas bölgesinde de en eski yerleşimin, insanların yerleşik hayata geçerek, hayvancılık ve tarım yaptıkları Neolitik Dönem’e (MÖ 8000-5500) dayandığı bilinmektedir. Bölgedeki Neolitik Dönem yerleşimlerinden en önemlisi Bademli Köyü’nün deniz tarafında, köye 4 km mesafede, yüksek doğal bir tepe üzerinde yer alan Coşkuntepe’dir. Yapılan kazılar, burada yaklaşık olarak MÖ 6000 yıllarında, yaşamlarını özellikle balıkçılık ve hayvancılıktan kazanan bir halkın var olduğunu ortaya koymuştur. Aynı tarihlerde Gelibolu Yarımadası’nda Karaağaçtepe ve Hamaylıtarla mevkileri ve Gökçeada’da Uğurlu/Zeytinli mevkiinde ilk köy yerleşimlerinin varlığı bilinmektedir.

Hanaytepe (Bozköy)


Kemerdere Vadisi’nin Menderes Ovası’na açıldığı noktadaki bir sırtın ucundadır. Antik Thymbra kenti olduğu sanılan yerleşmenin güney yamacında tarih öncesi buluntulara ulaşılmıştır. Güney – güneybatısından Kemer Deresi akmaktadır. Höyükte Prof. Dr. Rüstem Aslan tarafından gerçekleştirilen yüzey araştırmalarında elde edilen buluntulara göre Tunç Çağı ve öncesindeki en önemli yerleşimlerden birinin Bozköy Hanaytepe olduğu, bu yönüyle de Troya’dan sonraki en büyük höyük olduğu anlaşılmıştır.

Attikus Hamamı


Kent en önemli gelişmeyi, kente devasa yapılar yaptıran İmparator Hadrianus (117-128) zamanında yaşamıştır. Atinalı zengin Herodes Atticus’un katkılarıyla Kaz Dağları’ndan kente su getirilmesi için yaptırdığı su kemerleri ve termal suların kullanıldığı hamam, Aleksandria Troas’ta görebileceğiniz ilginç su mimarisi örneklerindendir. 135 yılında inşa edilen, 84 metreye 123 metre büyüklüğündeki bu hamam, döneminin en büyüklerinden birisi olarak Roma İmparatorluğu dönemi “en”leri listesindeki yer almaktadır. 17. yüzyılda seyyahların uzun süre antik Troya olduğunu düşündükleri Aleksandria Troas’taki kazılar Doç. Dr. Erhan Öztepe başkanlığında sürdürülmektedir.